Söze itaat eden yollar vardı. Yollar, huzur ve hüzne aynı anda şükreden kadınlardı. Mahallemizin varoş yanıydı âşık olabilen erkekler. Her birinin yüreğinde bir güvercin sürüsü konaklardı. Mahallemizin şen/şakıyan sözleri vardı. Hayalden öteye varmayan, aşk-ı aşikâr haller bahtiyarlardı. Dizleri sökülmüş çocuklarımız vardı. Mahallemiz, seyirlik karları, gezmelik baharları sunan, daimi yağmurlu bir pencereydi.
Ne var ki, yolların kaderi, henüz yazılmamış gibi itaat ederdi Allah’a… O sabah, yolların çarpıklığı düğümlenmişti boğazımıza. Müezzinin sesi, sala buyurmuştu, Yılmaz’a. Yılmaz henüz 9 yaşının yoluna yeni çıkmıştı. Söyleyecek çok sözü yoktu. Babası ne dese; kutsal, annesi ne dese; emirdi onun için.
Zaten çok okuyor olması, anarşist olabilme ihtimalini yükseltmişti damlarında. “Okuyup da ne olacaksın” denen sabilerden sadece bir tanesiydi. Babasından ve yediği dayaklardan uzakta kurduğu, bacası tüten hayalleri vardı. Bir kere görmüştüm hayallerini gözlerinde. Burnunda tüten bir hasret gibiydi. Şahit olmuş ve gözlerimi tıkamıştım kederine.
Gözlerinde bir ev vardı; kalabalık, soğuk, sevgisiz, gözlerinde “kara” bir ev vardı. Ve devirmişti kara-kalabalık gözlerini erkeksi bir mavi hayale… Erkek adam pembe hayaller kurmazdı mahallemizde. Ama… Beyaz bir halatla, kendine, mavi bir ölüm sunma lüksüne de sahipti. Yılmaz rahatına düşkün bir ölüm ile müezzinin sesini yakmıştı…
Yılmaz gideli çok olmuştu. Mahalledeki herkes, en az bir kere şahit olmamış mıydı Yılmaz’ın gözlerindeki kedere? Yolların ölümü, böylece vurmuştu yumruğunu soframıza. Bu demekti ki; Küçük çocuğun büyük ölümü konuşulacaktı uzun süre… Küçük çocukların, büyüdükten sonra, küçük ölümlerle aramızdan ayrılmasını diledik kalplerimizde.
Mahallemiz, yağmurdan yaratılmıştı. Henüz toprağa dönmemişti yüzümüz. Şairlerin kuramadığı cümlelerin imgesiydik. Bitmek bilmeyen anne ağıtlarında saklıydı tebessümümüz. Tebessümümüzün hangi kalbe düşeceğini iyi hesap edip, doğru kişiye gülümsemeliydik. Tebessüm, ihtiyacı olana gitmeliydi. Giderayak öğretmişti Yılmaz bunu bize… Yüzünde ki tebessüm maviydi, geride kalan her şey füme…
Dedim ya yağmur değmişti etimize. Bereketli bile sayılırdık. Bereketli aşklarımız ve şair-i maderzat olan cevelanlarımız vardı. Kızlarımız anadan doğma sürmeli gözlere sahipti ki yağmurla meyvelerini kalplerine salardı delikanlıların…
Aşk ve mevt aynı anda salınmıştı sözlerimize. Giderayak söylenmiş birçok söz zihnimizde kalmış, bakışlarımız sabitlenmişti. Lanetlenmişti sanki mahallemiz. Sözlerimiz silinmiş, bakışlarımız kalmıştı. Bebekler beşikte ninni bekler hale gelmişti. İsimler anlamını yitirmiş, yenisini çıkarıp, eskisini giymiştik. Hüzün çökmüştü içimize. Cuma önceleri her sala bir yılmaz demekti bize…
Her aşk, bir geri kalış hikâyesi… Her ölüm, mavi bir gidiş, gözleri kara-kalaba oğlanların bıraktığı kesik tebessümle.
Konuk Yazar / Asude Zeynep Toprak
İçime düştün ıssız bir gecede. Gelsem mi diye düşünürken buğulandı bakışlarım. Sarıldım buz gibi düşlerime gelmek geldi birden sebebini bilmeden. Canım arkadaşım. Yüreği güzel, sevmesi içten, uuz mu uyuz, şımarığım. Ne canlara açtı kapılarını şu ıssız gönlüm de senden yana uzun kaldı. Sözlerinde ki derinliğin yanında o umursamaz hallerin olsa bile bilirim yanı başımda olduğunu.
Gel gitlerim bitmedikçe süregeldikçe içimde avunur bir dost gönülde çoğu zaman. Bundan öte teşekkür mü olur. Yüreğimi burada açmama sebep olduğun için çok, çok teşekkür ederim arkadaşım. Dostluğun, sevmelerin, aşkın kavramı öyle değişmiş ki aklımdakiler yetersiz kalıyor gönülden geçenlerden yana. Temizlik saflık kalmadı. Hep bir sitem hep bir isyan duyar oldum dost yüreklerden. Hep yakınmalar, pişmanlıklar. Ve en nefret ettiğim riyalar görür oldum bu aralar. Sevsem mi sevmesem mi bilmeden yada hayat kapılarımı açtığım gönüllerden hep bir oyun buldum bu aralar..
İsyanımda sahtelik var, İsyanımda oyun var, İsyanımda kimsede olmayan, İsyanımda sen gibi olmayanlar var. Her an duyulan bir şüphe, verilen değerin karşısında görünmediği varsayılan belki de güneşi balçıkla sıvadığımız gözümüzü yummak zorunda kaldığımız aşklar, sevdalar var. Acır oldum duygulara adı ne olursa olsun. Aşk olsun, dostluk olsun, kin nefret olsun her şey doğallığını yitirdi en sonunda. Bize kalan kabullenmek oldu belki de yada yummak yaşanılana her şeye canımızı.
Konuk Yazar / Nilay Ege
Nedir bu Aşk denilen şey! Acımı verir, mutlulukmu, hüzünmü yoksa hepsi bir aradamı yaşanır!? Niçin Aşk? Elle tutulmaz, gözle görülmez bir şeyse nedir bu yaşanan somut acılar ve güzellikler? Tek başına Aşk'ı tanımlamak her şeyden soyutlamak mümkün mü? Hayır! Aşk bu günlerde bazılarına göre plastikten bile yeniden yapıldı. Dünya'da yaşanan suniliğe doğru gidiş Aşk'ın etrafını sardı.
Nedir bu Aşk? Aşk hayatın bize hazırladığı en güzel süprizdir. Bu yüzden de kalpleri ne zaman ele geçireceği hiç belli olmaz. Daha ne olduğunu bile anlayamadan onun hükümdarlığına giri verirsiniz. Aşk en yalın biçimde anlatılan kavramdır. Adı kendisidir zaten. Onu anlatmak için sonu gelmez cümleler kurmanıza gerek yoktur. "Aşık oldum" dediğiniz an akan sular durur ve küçücük çocuk bile sizi rahatlıkla anlar. Çünkü Aşk'kın dili tekdir..
Aşk'ın zamanını biz ayarlayabildiysek eğer ve kime neden aşık olduğumuzu anlayabilseydik, Aşk'ın sırrını da çözerdik. Ama o zaman da Aşk'ın insanı alıp götüren büyüsü tamamen kaybolurdu. Aşk hayata karşı işlenen en güzel ve en doğru suç ortağıdır. Aşk hayatın bütün tek düzelliğine, bütün sıradanlığına en soylu başkaldırıdır. Ondan korkup kaçmak hiç kimseye yakışmaz. Ve elbette yaşanılan Aşk'ı suçlamak, yargılamak, karalamak, ikar etmek de Aşk'a yakışmaz. Bu önce haksızlık, kendinize saygısızlık olur.
İnsan sonuna kadar savunmalı Aşk'ını karşılık görmese de, acı çekeceğini hissetse de, yarın terk edileceğini bilse de, ailesini karşısına alsa da taviz vermemeli Aşk'ından. "Seni Seviyorum" diyebilmeli göhsünü gere, gere. Aşk işte o zaman Aşk'tır. Bunun doğrusu yalnışı yoktur zaten Aşk'ın kendisi doğrudur. Kime karşı duyuluyorsa Aşk doğru insan da işte odur.
Aşk'ın ne zaman geleceği belli olmadığı gibi, ne zaman gideceğide belli olmuyor. Fazla vakti yoktur onun uzun süre beklemeye ve bekletilmeye tahamülü de yoktur. Bir başka göze bakmaya, bir başka tene dokunmaya başlaması o kadar da zor değildir. Aşk'tan değil onun kaçmasından korkun ve doğruluğuna, yalnışlığına bakmadan Aşk'ınızı savunun sonuna kadar.
Kısaca Aşk hayattır ve hayatın ta kendisidir. Aşk'ını bırakma ki yaşayabilesin. Sorarsın kendine neden aşık oldum? Neden, neden, neden? Yaşamak istediğinden dolayı, her şeyden uzak bir sahil de nefes alabilmek için. Gamdan, kötülüklerden, zorluklardan, acılardan, umutsuzluktan kurtulabilmek ve insan olduğunu anlayabilmek için aşık olursun.
Geçen gün arkadaşın birisi msn'sine sizce Aşk nedir? Bence artık saçmalık yazmış!! Ama yalan söylüyor. Üç ay sonra yine aşık olacak sonra bu yazı silinip gidecek. Saçmalık dediği şey onun hayatının bir parçası olacak. Varmı sevdiğin insan'ı her gördüğün de ellerinin titrediğini hissetmek kadar güzel bir şey? Sahilde otururken yanağına konan küçük bir öpücüğün heyecanını tarif edecek biri? Bence yok. Yaşamak güzel bu duyguları..
Biliyormusunuz hayat zaten koçaman bir yalan. Bu kadar sahteliğin içinde gerçek ve doğru olan tek şey Aşk. Lütfen haksızlık etmeyelim..
Konuk Yazar / Nermin Ulukan